17 Haziran 2012 Pazar

                                                                                   Mustafa Ceceli - Bir Yanlış Kaç Doğru

14 Haziran 2012 Perşembe

                                                             
                                                                                 Merve HOTAN 
                                                                                 Şanlıurfa; Haziran 2012

29 Mayıs 2012 Salı

Bolu'da her gün.
                                                                          Merve Hotan

26 Mayıs 2012 Cumartesi

CAN BONOMO-LOVE ME BACK EUROVISION PERFORMANSI

TEOMAN İLE RÖPORTAJ


‘MÜZiĞiN YERiNE HiÇBiR ŞEY KOYAMADIM’

Ani bir kararla müziği bırakan Teoman üzerine çok yazılıp çizildi bugüne kadar. O, az konuştu, kendini dinledi daha çok.

Müziği bıraktığından televizyon izlemeyen, gazete


Müziği bırakma kararının üzerinden 10 ay geçti. Sebebini daha iyi anladın mı?
okumayan Teoman, 10 ay aradan sonra konuşmak için Milliyet CADDE’yi seçti. Bundan sonra uzun süre röportaj vermeyecek Teoman’la, müziği bırakma kararının sebepleri, 10 aylık tatili nasıl geçirdiği ve bundan sonra yapacakları üzerine konuştuk. Teoman bir de müjde verdi...


Zaman geçtikçe daha iyi anladım. Yavaş yavaş anlıyorum. Kendi kendime soruyorum neden bıraktım müziği diye; hâlâ bilmiyorum aslında. Bu kararın sebebini kendime bile anlatamıyorum. Sonradan fark ettim; bu işte bir sürü parametre var...


Son albüm ‘Aşk ve Gurur’ çıktıktan çok kısa süre sonra aldın bu radikal kararı, neydi o parametreler?

Müzik sektörünün durumu belli. Klip çekmediysen bir şarkıya; o şarkı yokmuş gibi... Son albümü yaparken artık kreatif tarafımın da giderek tükendiğini hissettim. İşin tuhaf kısmı son albüm çok beğenildi. Yine de düşüncem değişmedi. Bende kreatif anlamda iş bitmiş.


Konser de vermiyorsun artık...
Çalıyorduk, paramızı da kazanıyorduk ama konserlerimde istediğim kaliteye hiçbir zaman ulaşamadım. Bir sürü hayal kırıklığım var. Yaptığımız şey nedir? Albüm yapıyoruz, onun kliplerini yapıyoruz; bir de güzel konserler vermek istiyoruz. İşin albüm satış tarafı zayıflayınca; bir de konserlerde istediğim seviyeyi yakalayamayınca kişisel tatminim çok azaldı.

“Kendimi başarısız buluyorum”

Böyle diyorsun ama Türkiye’de sponsorlu turne yapabilen 3-5 büyük isimden biriydin...


İstediğim kaliteyi sadece sponsorlu konserlerde sağlayabiliyordum. Ben gişe için yapılan konserlerden söz ediyorum. Kendini geliştirmek, daha iyisini yapmak için uğraşıp didiniyorsun ama bir arpa boyu yol gidemiyorsun. Ben konserlerimden tatmin olmamış ve sinirli bir biçimde çıkmaya başlamıştım. Açıkçası kendimi başarısız da buluyordum.


Son dönem albümlerin için de böyle mi bu?
Evet, albümler için de böyle. Tamam; yazılıyor, çiziliyor, beğeniliyor ama halk senin o yeni şarkılarını bilmiyor. Eskiden bilmem kaç yüz bin sattığımız dönemlerde ben
albümümün tamamını çalabilirken konserde artık sadece video klibi olan şarkıları çalabiliyordum. O zaman “Bu işi niye yapıyorum, niye yeni şarkı yapıyorum eskilerle idare ediyorsam?” diye düşünmeye başladım.

“Bir grubum bile olmadı benim”


Bırakma kararını verdiğin günden bugüne ne değişti peki?


Büyük bir boşluk duygusu var içimde. Müzik benim hayatımla çok iç içe bir şeydi. Hep ve sadece müziğin peşinde dolaştım. Ama aynı zamanda bırakma nedenim olan şeylere de geri dönemem artık. Geçmişe baktığımda “Ulan o kadar zaman uğraştın, beceremedin” gibi bir hissim var şu anda. “Daha iyisini yapabilirdim” diye düşünüyorum.


“Beceremedim” çok başka bir sonuç, “Daha iyisini yapabilirdim” çok başka... Bu karar; kendine karşı acımasızlığının ve mükemmeliyetçiliğinin sonucu olabilir mi?

Doğru, haklı olabilirsin. Yine de sonradan kendime kızdım. “Şimdi bulunduğum pozisyondan daha iyisi olabilirdi zamanında fark etseydim” diye düşündüm. Daha çok konsantre olsaydım müziğe, daha iyisini yapabilirdim. Şöyle bir örnek vereyim; benim sürekli birlikte çalıştığım bir grubum bile olamadı. Orada da sürekli bir tatminsizlik içindeydim. Sürekli insan değiştiriyordum, ne yapacağıma bir türlü karar veremiyordum. Ekip ruhunu yakalayamadım.



Şebnem’in (Ferah) grubu gibi bir gruptan söz ediyorsun sanıyorum...

Evet, ben onu yapamadım. Bir bakışta birbirinin ne yapacağını anlayan, birbirini seven, uzun zamandır birlikte çalan, aynı amaca hizmet eden bir grup oluşturamadım. Çok sinirli olmuştum bu nedenle. Hem sorunları çözemiyor, hem de insanları kırıyordum. Sertleşmiştim, hakaret ediyordum... Böyle bir grubu kurmayı becerseydim, devam ediyor olabilirdim. Bu durum kendimi daha ‘yalnız’ hissetmeme neden oldu. Kendi kendimin karikatürü olmuşum gibi hissettim. “Müzik dünyasında beğenmediğim insanlar var acaba onların yolunda mı gidiyorum” dedim kendime.

“Karikatür olmaktan korktum”


Kendi kendinin karikatürü olmak ne demek senin için?


“Acaba...” diyordum “...Bunca zamandır yapıyorum ama hala aynı şeyi mi yapıyorum; ben bunu geliştiremezsem,

eskisinin devamı olacak...” Bir iş yapmak için kolumu kaldırırken bile “Acaba bir rolün içinde miyim?” diye düşünüyordum. Daha eskiden; yaptığım işten zevk alırken böyle şeyler hissetmezdim.


Gelecekle ilgili kaygıların nelerdi en çok?

Hem sıkılmıştım hem de gelecekten korkmaya başlamıştım. Hep aynı şarkıları mı yapacağım, söyleyeceğim? Hep aynı istemediğim ortamlarda mı bulunacağım? Bundan daha iyisini yapamayacak mıyım? Her şey gitgide daha mı kötü olacak? ‘The Wrestler/Güreşçi’ filmindeki Mickey Rourke gibi bir herif mi olacağım? Ama yine de bırakma kararını bu kadar rahat verebilme ihtimalim az görünüyordu gözüme. Kendimden beklemiyordum.


“Yılda maksimum 10 konser vereceğim”


Zaten böyle bir karar çok düşünerek verilemez. Ne kadar düşünürsen kararından dönme ihtimalin o kadar artar...


Aynen öyle. O nedenle kararı verdiğim anda açıkladım ben de. Aslında o mektubu da kendi kendime yazdım ki sözümden dönemeyeyim. Şunları da düşündüm tabii; “Hâlâ o istediğim şeyi yapma ihtimalim var mı? İstediğim kaliteyi bir gün tutturursam bu işin bana hala zevk verme ihtimali var mı?”


Var mı?

Şöyle bir düşüncem var: Yılda maksimum 10 konser verirsem, o bana istediğim tatmini verebilir. Hatta kendimi iyi hissedersem yaz sonrası bunu deneyeceğim.


Nasıl bir şeyler var kafanda yeni konserlerle ilgili?

Yaparsam kesinlikle müzikal kalite üst seviyede olacak. Daha büyük bir ekiple, ince eleyip sık dokuyarak yapacağım. Tüm şarkılarımı değişen müzik zevkim doğrultusunda yeniden düzenleyerek daha akustik bir yaklaşımla yorumlayabilirim. Öyle büyük show’lar peşinde değilim ama istediğim sahne standartına ulaşmam lazım. İnsanlara seni görmek, şarkılarını birlikte söylemek yetiyor belki. Ama bana yetmiyor. “Türkiye’de bu kadar oluyor kardeşim” deyip devam edemiyorum.



“Yazlık şarkılar yapmadım”


Bugün geldiğin noktadan bakacak olursak; sen mi müziği seçmişsin yoksa müzik mi seni seçmiş ve oradan oraya savurmuş?


Müzik benim için tesadüf değildi. Çocukluktan beri kurduğum hayaldi. İnan ben de aynı şeyi düşündüm. Müzikten soğumuştum, “Acaba başka bir şeyler mi yapmalıydım” diye sordum. Ama yok; ben aslında en çok bunu istedim, her zaman... Müziği bırakma kararını almadan az önce bile hayaller kuruyordum müzikle ilgili. Müzik beni seçmedi. Hatta zorlaya zorlaya ben seçtim müziği. İlk albümümü yaptığımda 30’uma yakındım. İlk albüme kadar 13-14 sene süründüm müzik yapmak için. Ama artık eskisi kadar zevk almıyordum orası kesin. Burada yaşanmışlığın rolü var, yıpranma payı var, sektörün daralma payı var...


Diğer faktörlerin bu kararındaki payı yüzde 30’sa, senin kendi üzerindeki etki payın bence yüzde 70. Kendini; senin şarkılarını seven, seni seven insanların gözünden göremiyorsun belki...
İstedim ki şarkılarım klasik olsun. Hep dinlensin. Artık albümler “Bu yaz dinlensin” diye yapılıyor. Ben yazın dinlensin diye yapmadım o şarkıları. Çok uğraştım. Hem şarkı yazmayı öğrenmek için hem de yazmak için uğraştım. Öyle bir noktaya geldim ve dedim ki “Benim şarkılarım da öyle geldiler ve geçtiler mi acaba?”


Nasıl bilebilirsin ki zaman geçmeden? Bu da bir önyargı değil mi?

Yeni şarkılar yapıyordum ama hep o eski şarkılarla ayakta kalmaktan, onlara sığınmaktan korktum. Yeni bir şarkı yapmak, onu konserde söylemekle ilgili hiçbir heyecanım yok. Ne yazık ki o eski hazzı alarak yazamıyorum şarkıları. İnan çok zor geliyor...

“Müziğin yerine hiçbir şey koyamadım”

Bu durumda yeniden film çekmen, yönetmenlik yapman mümkün olabilir mi? Öyle bir şeyler gelmişti kulağımıza...
Bir tane senaryom var. 5 senedir herkese okutuyorum o senaryoyu. Adı ‘İstenmeyen Tüyler’... Ama şu son kararlarımdan sonra film yapmak da benim için bir hedef değil artık. Müziği bıraktıktan sonra onun hesaplaşmasını da yaptım. Eski aşklarımdan, eski hayallerimden birine kendimi adayabilir miyim, müziğin yerine koyabilir miyim diye düşündüm. Ama meğerse benim o sinema sevdam falan hep müziğin yanındaymış. Aslında ben ‘sinemacı’ olmayı düşünmemişim. Hep müziğin içindeymişim; diğerleri tamamlayıcıymış. Sinema çok zor bir şey; maddi manevi onun altına girmem artık. Film yaptığımda da, bir etki yaratamayacaksam, 23 hafta oynayıp vizyondan kalkacaksa filmim, hiç uğraşamayacağım.

“Ben müzisyenim başka bir şey olamam”


Bu röportajı okuyanlar bana ısrarla soracaklar; Teoman’ın yeni albüm yapma ihtimali hiç mi yok diyecekler, ne cevap vereyim?

Tam performansla dönmeyi düşünmüyorum. Ama şunu da anladım ki bu süreçte; ben müzikten başka bir şey yapmak istemiyormuşum. Ben müzisyenim. Başka bir şey olamam. Önce akademik kariyerime devam mı etsem diye düşündüm; baktım o değil istediğim. Spor mu yapayım bu boşluğu doldurmak için dedim, baktım alakam yok. Yoga falan yaptım, hiç benlik değil o işler. Müziğin üretim bölümünü seviyorum. Ama artık kendim için üretmek istemiyorum, yeni şarkı yaparsam başkaları için yapacağım. Eskiden kendimi yeni bir soluk olarak görürdüm; artık eskiyim. Becerebilirsem sonbahardan itibaren konserlerde görüşürüz.

“Beni magazin figürü haline getirdiler”

Müziği bıraktığın güne kadar bir ‘rock star’ tavrın vardı. Kimseyi umursamıyor gibi gözüktün. Gerçekten senin hakkında yazılıp çizilenleri umursamıyor muydun? Şöhretli adam gibi davranmadın ve şöhretin marazlarını fena halde yaşadın...

Umursamıyorum sanıyordum ama müziği bıraktıktan sonra anladım ki umursuyormuşum. Şöyle bir sonuca vardım: Görsel ve toplumsal bir figürmüşüm, insanların algısında popüler bir şeymişim ama müzikal tarafım o kadar güçlü değilmiş... Müziğimle etkilemek isterdim insanları ama galiba bir magazin figürü olarak etkiledim. Bu nedenle umursuyormuşum aslında. Son 4-5 senedir bu konularda kendimi iyi hissetmiyordum.


Bu bir paradoks değil mi? Daha çok insana ulaşmak istiyorsun, yeni şarkıların dinlenmedi diye üzülüyorsun ama bir yandan ne kadar popüler olursan da o kadar magazin malzemesi oluyorsun...

Aslında daha popüler olmama da gerek kalmamıştı. Geçen gün kırtasiyeden çıkarken röportaj verdim mesela. Ben yaptığımı göstermek istiyorum ama kimse oraya bakmıyor; bambaşka yerlere bakıyorlar benimle ilgili... Müziğime bakanların da tepkilerini göremiyorum. Albümlerimi alan insanların üzerinde etkim var mı göremiyorum. O nedenle doğrudan içime kapanmışım. Dediğin gibi belki de kendime haksızlık ediyordum.

“Benden mutlu şarkı çıkmaz”

Senin şarkı yazarlığın ‘hikaye anlatıcı’dır, sinematografiktir. Gerçeklerden yola çıksın ya da çıkmasın dinleyene ‘sahici’ bir his geçirir...

Şarkıyı resmetmeyi çok severdim ben. 17 yaşında, Boğaziçi Hazırlık sınıfındayken bir hocamız vardı. Bize ‘listening-comprehension/dinleme-anlama’ dersinde şarkılar verirdi. Bruce Springsteen’in ‘The River’ şarkısının sözlerini çıkarmıştık. O zaman çok etkilenmiştim ve “Ben böyle şarkılar yazmalıyım” demiştim. Çünkü Türkiye’de çok hikaye anlatılmıyor açıkçası... Yapılan şu; ‘Ben seni sevdim, sen beni sevmedin’, hepsinin özeti budur. Çok zor bir yöntemdir gerçekten hikaye anlatmak. Mesela ‘Kupa Kızı Sinek Valesi’ni yazarken ne kadar zorlandığımı ben bilirim...


O şarkılar, senin müziği bırakmana sebep olan depresyondan mı besleniyordu?

Ben eğlenceli şarkılar da yazabilmek istedim. O da büyük bir maharet. İnsanları birden bire iyi hissettirebilecek bir şarkım olsun isterdim. Ama insan mutluyken de depresif şarkılar yazabilir. Eski zamandan çaldığın bir ruh haline bürünürsün ve yazarsın iyi şarkı yazarıysan. Hatta bana o durum daha da büyük bir sanatçılık formu gibi geliyor. Ama depresif bir ruh halinde olmasam da “Hadi bir de mutlu şarkı yazayım” dediğimde hep depresif şarkılar çıktı benden.

“Leonard Cohen, Tom Waits gibi bir şey olacağımı umuyordum ama sonunda Bon Jovi gibi olmaktan korktum” diyorsun. Sence Teoman popüler müzik tarihi içinde nereye oturacak?
Elbette Bon Jovi ve benzerleri çok başarılı şarkı yazarları... Ama bu tarz isimler hep bir ‘teenage’ kalıbı içersinde şarkı yazıyorlar. Saydığım diğer adamlara bakarsan; gençken yazdığı şarkı örneğin 78 yaşındaki Cohen’in ağzına yakışıyor hâlâ... “Ben de böyle zamansız şarkılar yazabiliyor muyum” diye kaygılandım. Acaba Türk popüler müzik tarihi diye bir şey var mı? Çoktan yok mu olduk? Dünya değişiyor artık. Belki insanların geçmişe dair bir şeyleri arayacak zamanı olmayacak ileride... Ama ben bütün şarkılarımı sonradan da dinlenilsin diye yaptım. Eğer dinlenmezse asıl büyük hayal kırıklığına o zaman uğrayacağım.

RÖPORTAJ: TOLGA AKYILDIZFOTOĞRAFLAR: OZAN GÜZELCE

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Pop Tip

Fotografium Nikon D3200 Profesyonel Fotoğraf Makinesi Hediye Ediyor. Siz de katılın Nikon D3200, Lowepro Çanta (DSLR Video Fastpack 250 AW Sırt Çantası) ve Slik Tripod (Slik 500DX Tripod) kazanma şansı elde edin.

Milyonda birde olsa... :)

http://goo.gl/ciXjD?ref=885 adresini ziyaret ederek detaylı bilgi alabilirsiniz.

7 Mayıs 2012 Pazartesi

3 Mayıs 2012 Perşembe

Redd - Sevmeden Geçer Zaman (düet: Şebnem Ferah) 2012

Redd'in 6. Stüdyo albümü "Hayat Kaçık Bir Uykudur" 1 Mayıs'ta müzik marketlerde yerini alıyor. Eylül ayından bu yana stüdyoda olan ve bu süreci gerek kendi bloglarında gerekse sosyal medya üzerinden paylaşan Redd, albümün üretim aşamasında diğer albümlere oranla daha fazla zorlandıklarını belirtti.

Bu durumun yeni sound arayışı gibi içsel nedenler kadar Türkiye’nin hızlı ve değişken gündeminin etkileriyle de ilişkili olduğunu dile getiren grup üyeleri, uykularını kaçıran tedirginlik, korku, tepki ve tutkularını anlattıkları yeni albümlerine “Hayat Kaçık Bir Uykudur” adını verdi.

Hayat Kaçık Bir Uykudur’un kayıtları Babajim Stüdyoları’nda gerçekleştirildi. Albümün miksleri Erim Arkman tarafından mastering’i ise Evren Göknar tarafından Amerika’da bulunan Capitol Stüdyoları’nda yapıldı.

Son albümleri için sıradışı bir kartonet tasarlayan Redd, albümün kapağı altına heyecanlarımız, düş ve korkularımıza dair apokaliptik bir dünya gizlemiş.

Albümün hazırlık sürecine dair yazı, fotoğraf ve videoları http://reddseyirdefteri.com 'dan izleyebilirsiniz.


İKİ AYRI GAZETE İKİ AYRI YORUM





1- BU HABER KİM TARAFINDAN OLUŞTURULMUŞ?
Bu haber Zaman gazetesi yazarları tarafından oluşturulmuş ve 3 Mayıs Perşembe günü yayınlanmıştır.

2-BENİ ETKİLEMEK, DİKKATİMİ ÇEKMEK İÇİN NE GİBİ TEKNİKLER KULLANILMIŞTIR?
Öncelikle haber ilk sayfada ilk haber olarak verilmiştir. Beyaz zemin üzerinde büyük puntolarla siyah renkle merak uyandırıcı fazla uzun olmayan olayı özetleyen bir başlık kullanılmıştır.

3-BAŞKALARI BU HABERİ NASIL ANLAMLANDIRMIŞ OLABİLİR?
Bu haberi okuyanlardan bazıları haber hakkında başta çok fazla bir sorun olmadığını düşünmüş olabilirler. Haberde yetkili kimselerin olay hakkındaki yorumlarının da farklı farklı olduğunun belirtilmesi okuyucu ikileme düşürebilir.


4-BU HABERDE HANGİ YAŞAM STİLLERİ,DEĞERLERİ,BAKIŞ AÇILARI,ÖN YARGILAR, KLİŞELER KULLANILMIŞTIR?
Haberde sütten zehirlenme olayı fazla önemli değilmiş gibi belirtilmiştir. Milli Eğitim Bakanının zehirlenme değildir dediğinin belirtilmesi gazetenin olayı hafifletme amacı güttüğünü göstermektedir.

5-BU HABERİN AMACI NEDİR?
Haberin amacı; uygulamaya koyulduğu gün sütten zehirlenme olarak anlaşılan olayın kamuoyunda duyulmasının sağlanmasıdır. Farklı şekillerde yorumlandığının belirtilmiş olması da olayın nedeninin hala bilinmediğini göstermektedir.






Bu haber Taraf gazetesi yazarları tarafından oluşturulmuş ve 3 Mayıs Perşembe günü yayınlanmıştır.

2-BENİ ETKİLEMEK, DİKKATİMİ ÇEKMEK İÇİN NE GİBİ TEKNİKLER KULLANILMIŞTIR?
Öncelikle haber sürmanşet olarak verilmiştir. Büyük puntolarla beyaz zemin üzerinde zıt renk olan siyah renkle kısa bir manşet kullanılmıştır. Manşetin ifade şekli yapılan uygulamaya karşı olan bir tavrın ifadesidir.


3-BAŞKALARI BU HABERİ NASIL ANLAMLANDIRMIŞ OLABİLİR?
Haberin manşetini okuyan okuyucu uygulamanın kesinlikle yanlış olduğunu anlamış olabilir. Büyük manşetin yanında kırmızı kutu içinde verilen ifadede de uygulamaya karşı olan tavrı sergilemiş olmaktadır.

4-BU HABERDE HANGİ YAŞAM STİLLERİ,DEĞERLERİ,BAKIŞ AÇILARI,ÖN YARGILAR, KLİŞELER KULLANILMIŞTIR?
Haberde manşette verilmek istenen mesaj tamamen yapılan uygulamaya karşı bir tutum içermektedir. Sütten yüzlerce öğrencinin zehirlendiği de ifade edilmektedir.


5-BU HABERİN AMACI NEDİR?
Haberin amacı sütten zehirlenme olayının kamuoyuna duyulmasının sağlanmasıdır.




Orhan Veli Anlatamıyorum



Anlatamıyorum

Ağlasam sesimi duyarmısın.
mısralarımda
dokunabilirmisiniz,
gözyaşlarıma, elinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce
Bir yer var bilmiyorum;
Herşeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum…

Orhan Veli KANIK

5 Nisan 2012 Perşembe

ÇOCUK VE ERGENLERDE İNTERNET KULLANIMI

GİRİŞ
İnternet; oyun oynamak, müzik dinlemek, çeşitli veri ve bilgilere ulaşmak gibi amaçlar için kullandığımız yaygın bir araçtır.  Hepimizin interneti kullanma amacı birbirinden farklıdır. Çocukların ve ergenlerin de interneti kullanma amaçları farklılık göstermektedir. Ailelerin internet kullanımı sırasında çocuklarını bu yönden gözlemlemeleri önemli bir durumdur.
İnternet, birçok bilgisayar sisteminin birbirine bağlı olduğu, dünya çapında yaygın olan ve sürekli büyü­yen bir iletişim ağıdır ve insanların her geçen gün gittikçe artan “üretilen bilgiyi saklama, paylaşma ve ona kolayca ulaşma” istekleri sonrasında ortaya çık­mış bir teknolojidir. Bu teknoloji yardımıyla pek çok alandaki bilgiye insanlar kolay, ucuz, hızlı ve güven­li bir şekilde erişebilmektedir.
(İnternet teknolojisinin bilgiye kolay ve ucuz erişim sağlıyor olması bizlerin aktif ve sürekli olarak kullanıyor olmamızda en etkili durumdur. Çocuklar ve ergenlerde ise  daha çok sosyal paylaşım sitelerinin ucuz ve kolay kullanılıyor olması etkili ve aktif kullanıma neden olmaktadır.)
 1993 yılında, dünya çapında internet kullanıcı sayısı 900 bin iken, 2000 yılında bu sayı 304 milyo­na, Şubat 2002’de 544.2 milyona, 2004 yılı sonunda 934 milyona ulaşmıştır. 2005 yılı sonunda dünyadaki internet kullanıcı sayısı 1.07 milyara ulaşmış ve 2007’de de 1.35 milyara ulaşacağı tahmin edilmekte­dir .
(Makaleden elde ettiğimiz bu veriler,  internet kullanan kişi sayısının yıldan yıla her geçen gün arttığının örneğini oluşturmaktadır.)
 Ülkemizde, internet kullanıcısı sayısı 1998 yılında 239 bin iken, 2005 yılında 14 milyon olmuştur. 2007 yılı itibari ile ülkemiz Avrupa internet kullanımının % 4.6’sını oluşturmaktadır .
( Yine makaleden elde edilen bu veriler ışığında Türkiye ‘de internet kullanımının yaygınlaşmasının hızlı gerçekleşmediğini söyleyebiliriz.)
 İnterneti kul­lanan kişi ve internette geçirilen zamanın artması “İnternette harcanan zamanın olumsuz sonuçları var mı?” sorusunu gündeme getirmektedir.
( Bizlerde çeşitli tecrübeler  ve gözlemler sonucunda internette harcanan fazla vaktin olumsuz sonuçlar meydana getirdiğini anlayabiliriz.)
 Ülkemizde 3-18 yaş grubu çocuklar üzerinde yapılan bir çalışmada ailelerin % 35.7’sinin evinde bilgisayar ve % 21.7’sinin evinde internet olduğu görülmüştür. Aynı araştırmada ebeveynlerin eğitim düzeyleri arttık­ça evde bulunan elektronik cihazların sayısının arttı­ğı da görülmektedir . Çocuklar internete kendi evleri, okullar, kütüphaneler veya arkadaşlarının evleri gibi pek çok yerden ulaşım sağlayabilmektedir. Ülkemizde internet kullanıcılarının % 44’ü internet kafelerden, % 41’i evlerinden ve geri kalanı işyerle­rinden internete ulaşmaktadır. Öğrencilerin en çok internet kafeleri kullandıkları belirlenmiştir.

( Bu bilgi ve veriler doğrultusunda; çok büyük bir kesimi kaplamasa da azımsanmayacak sayıda ailenin bilgisayar ve interneti aktif ve yaygın bir şekilde kullandığını evlerinde bulunmasından dolayı söyleyebiliriz. Yine verilen yüzdelerle evde olmasa bile işyerlerinde, internet kafelerde internet kullanımının yaygın olduğu belirtilmiştir. Bu bilgi bizlere bir şekilde internete ulaşılabildiğini böylece de internet  kullanımının yaygın olduğunu göstermektedir.
Yetişkinler interneti genellikle kendi işlerinin bir parçası olarak kullanırken, 13-19 yaş arası gençler interneti daha çok oyun oynamak, müzik dinlemek ve yeni insanlarla tanışmak için kul­lanmaktadır.

(13-19 yaş arasındaki bu gençler internet üzerindeki tüm bu faaliyetlerini anne ve babalarından gizli bir şekilde yürütme amacı güderler.)
Liau ve ark. 2005 yılıda yaptıkları çalışma da erkeklerin kızlara göre daha çok internet kullandığı ve kullanım amaçlarının kızlardan farklı olduğu görülmüştür. Yapılan bir başka çalışmada ise internette fazla zaman geçiren çocuk ve gençlerin giderek yalnızlaş­tığı ve yüz yüze ilişki kurmada güçlük yaşadıkları  vurgulanmaktadır.
( İşte bu araştırmayla elde edilen bilgiler internet kullanımının fazla olmasının olumsuz sonuçlarına verilebilecek en uygun ve en güncel örneklerdir. Ayrıca erkeklerin daha fazla internet kullanıyor olması da cinsiyet farklılığının bu konuya da yansıdığının bir ifadesidir.)
Holman ve ark. tarafından yapılan çalışmada ise yaygın internet kullanan ve bilgisayar oyunları ile zamanını geçiren çocukların sosyal gelişimlerinin önemli ölçüde gerilediği, bu çocukların öz güvenleri­nin düşük, sosyal kaygı düzeylerinin ve saldırganlık davranışlarının yüksek olduğu bulunmuştur.
( Yapılan bu çalışma sonuçları aslında çocuklar ve ergenlerde internet kullanımının olumsuz sonuçlarını bütün açıklığıyla belirtmektedir. Bu olumsuzlukların farkına varmak ve çözüm yolları üretmek bu noktada önemli bir gerekliliktir.)
Çocuk ve gençte şiddet eğiliminin oluşmasında oynanan oyunun türünün, oyun oynama sıklığı ve süresinin etkili olduğunu  Anderson ve Bushman tarafından belirtilmektedir.
(  Bu bilgi; anne babaların çocuğu sürekli kontrol altında tutmaları gerektiğini göstermektedir. Anne babanın çocuğunun saldırganlık içeren oyunlara erişimini engellemesi, oyun oynaması için ona belli bir süre müsaade etmesi gibi önlemler çocuk ve gençte şiddet eğiliminin oluşmasına imkan vermeyecektir.)
Sağlıklı inter­net kullanımı; çocukların ve gençlerin yaşadıkları deneyimlerini yönlendirmelerine, hızlarını ayarlama­larına ve bilgi toplarken okuma, yazma, seçme, sınıf­landırma gibi çeşitli becerilerini kullanmalarına yar­dımcı olmaktadır. Kontrolsüz internet kullanımı ise çocuğun ve gencin fiziksel, psikolojik, sosyal ve bilişsel gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir.
( Bu bilgiye göre;  hepimizin birer sağlıklı internet kullanıcı olması gerektiğini sonucuna ulaşırız. Bu gereklilik için bize sunulan önerileri dikkate almamız gerekir.)
ÖNERİLER
İnternetin çocuklar ve ergenler  için olumlu yanları;
• İnternet çocuklara özellikle bilgilenmede ve eği­timde büyük yararlar sağlamaktadır. Çocuklar, okullarda, projeler için bilgi toplamakta, başka bir okuldaki veya ülkedeki uzmanlara yazılarını gön­derip fikirlerini almakta, değişik okullardaki öğrenciler ile birlikte proje yürütebilmekte, kendi okullarında araç-gereç olmadığı için yapamadık­ları simülasyonları gerçekleştirebilmektedir.
( Bu olumlu yan bütün öğrencilerin aktif bir şekilde ders için internet kullanmasındaki en önemli özelliktir. Çok büyük bir ayrıcalık ve fayda sağlamaktadır.)
• Çocuklar, e-posta, sohbet odaları aracılığıyla ken­dilerine yeni arkadaşlar edinmekte, değişik ülke­lerden kişileri tanımaktalar. Ayrıca uzmanlarla yazışarak, ilgilendikleri konuda bilgi edinebilmektedirler.
( Bu özellik sayesinde çocuklar sosyalleşebilmekte, hayata ve insanlara dair farklı bakış açıları kazanabilmektedirler.)
• İnternet, özellikle bilgisayar oyunlarıyla çocukla­rın eğlenmesine yardımcı olmaktadır.
(Önceki bilgiler doğrultusunda söylediğimiz gibi anne babanın kontrolü altında internet kullanıldığı zaman bu olumlu özellikten bahsedebiliriz. Eğer bunun tersi bir durum söz konusu olursa olumlu olan bu özellikler olumsuz bir nitelik kazanabilir. Bu önemli bir noktadır.)
İnternetin olumsuzluklarından çocuk ve ergenleri korumak için yapılması gerekenler;
• Ebeveynler çocuklarına bilgisayar ve internet erişimi sağladıklarında görevlerinin bittiğini düşünmemeli, internette meydana gelen tehlike­lerden korumak için internet ve bilgisayar kulla­nımını en azından “ev içi denetleme” yapabilecek seviyede öğrenmeleri gerekmektedir.
( Ailelerin bahsettiğimiz kontrolleri yapabilecek kadar bilgisayar kullanabiliyor olması önemli bir durumdur. Bu hiçbir şey için faydalı olmasa bile çocuğun ya da gencin daha dikkatli davranmasına daha özenli bir internet kullanımı gerçekleştirmesine sebep olacaktır.)
• Çocukların, bilgisayar ve internet ile hangi yaşta tanışmaları gerektiği ve hangi program ve oyunla­rın çocuklarının gelişimine olumlu etki yaptığını araştırılmalı ve buna göre davranılmalıdır.
( Bu gereklilik, ailelerin bilinçli olmasının şart olduğunu göstermektedir. Aileler çocuklarına karşı ilgili, sorumlu ve sevecen olduklarında bu bilinç karşılıklı olarak gelişecek ve devamında yüksek bir güven duygusu oluşacaktır. Bu iki olumlu nitelik sonucunda da çocuk ve genç için internetin olumsuz bir sonucuna maruz kalma durumu söz konusu olmayacaktır.)
• Anne ve baba çocuğuna, küçük yaşlardan itibaren iyi bir boş zaman faaliyeti vermelidir. Sanal orta­mın, doğal ortamın sınırlarını geçmemesine dik­kat edilmelidir.
( Sanal ortamın kullanım süresi çocukluktan itibaren kontrol altında tutulduğunda çocuk gençlik döneminde sanal dünyanın esiri olmayacak ve doğal ortamla sanal ortamın farklılığını kolayca kavrayabilecektir. Ailesiyle vakit geçiren çocuk elbette bilgisayar oyunlarına ihtiyaç duymaz. Ailece yapılan etkinlikler ve çocuklar kurulan iletişimin fazlalılığı da doğal ortama sanal ortamdan daha fazla önem verilmesinde etkili olacaktır.)
• Toplumumuzun yeni tanıştığı internetin sayısız yararları vardır. İnternetin kısa sürede benimsen­mesi ve günlük yaşamımızdaki yeri bunun bir göstergesidir. Bilgi toplumunun önemli bir parça­sı olacak çocuk ve gençlerin, sanal risklere karşı önlem alması, hem kendilerinin hem de toplumun geleceği açısından önemlidir.
( Toplumumuzun geleceği ve bireylerin kendi geleceği için sanal risklere karşı çocukluktan itibaren anne babanın da büyük bir katkısıyla önlemler alınmalıdır. Çocukluktan ailesi tarafından belli bir bilinçle yetişmiş olan birey gençlik ve yetişkinlik döneminde de bu bilinçli tavrını sürdürecek ve hem kendisine hem de toplumuna yararlı olacaktır.)
KAYNAK

ÇOCUK VE ERGENLERDE İNTERNET KULLANIMI

 Itır TARI CÖMERT *, Sinan Mahir KAYIRAN **



29 Mart 2012 Perşembe

KelebeğinHikayesi
Bir gün, kırlarda gezintiye çıkan bir adam, kenara oturduğuotlardan birinin dalında küçük bir kozanın varlığını fark etti. Koza ha açıldıha açılacak gibiydi.
Adam , bunun bir kelebek kozası olduğunu tahmin ediyordu. Böyle bir fırsat birdaha ele geçmez diye düşündü; ve bir kelebeğin dünya yüzü gördüğü ilkdakikalara şahit olmak istedi.
Dakikalar dakikaları kovaladı , saatler geçmeye başladı , ama henüz kelebeğinküçük bedeni o delikten çıkmadı. Sanki , kelebeğin dışarı çıkmak için çabaharcamaktan vazgeçmiş olabileceğini düşündü.
Sanki kelebek elinden gelen her şeyi yapmış da , artık yapabileceği bir şeykalmamış gibi geldi ona. Bu yüzden , kelebeğe yardımcı olmaya karar verdi:cebindeki küçük çakıyı çıkarıp kozadaki deliği bir cerrah titizliğiylebüyütmeye başladı.
Böylece , bir-iki dakika içinde kelebek kolayca dışarı çıkıverdi. Fakat bedenikuru ve küçücük , kanatları buruş buruştu. Adam kelebeği izlemeye devam etti;çünkü kanatlarının her an açılıp genişleyeceğini ve narin bedenini taşıyacakkadar güçleneceğini umuyordu.
Ama bunlardan hiçbiri olmadı. Kelebek , hayatinin geri kalanını , kurumuş birbeden ve buruşmuş kanatlarla yerde sürünerek geçirdi. Ne kadar denese de , aslauçamadı.
Adamın bütün iyi niyetine ve yardımseverliğine rağmen anlayamadığı şey ,kozanın kisitlayiciliginin ve buna karşılık kelebeğin daracık bir deliktendışarı çıkmak için gereken çabanın , Allah’ın kelebeğin bedenindeki sıvıyı onunkanatlarına göndermek ve bu sayede kozanın kisitlayiciligindan kurtulduğu andaonun uçmasını sağlamak için seçtiği bir yol olduğuydu.
Bu gerçeği öğrendiğinde , hayat boyu unutamayacağı bir şey de öğrenmişti: Bazen, hayatta tam olarak ihtiyaç duyduğumuz şey , çabalardır. Eğer , hayattaherhangi bir çaba olmadan ilerlememize izin verilseydi , o zaman , bir anlamda sakat kalırdık . Olabileceğimiz kadar güçlenemezdik. Ve aslauçamazdık..

23 Şubat 2012 Perşembe

EN GÜZEL ŞİİRLERLE BULUŞTUĞUNUZ BİR BAŞKA DÜNYA





Lavinia
Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.

Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.

Sana gitme demeyeceğim,
Ama gitme, Lavinia.
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme, Lavinia.


1957
Özdemir Asaf
Video Ekle